Sina Cephesi
Sina, kan kırmızıya emanet ettiği gözleriyle, görmeye çalışıyordu aynadaki suretini. O suret ki, kendisine el kadar yabancı. O suret ki, soğukluğu ruhunu titretiyor. O suret ki, geri de bıraktığı tek duygu, "korku". Sina, zamandan arınmış, mekândan soyutlanmış. "Bu defa başka" diyor içindeki ses, bu defa başka...
....
Odadan çıktığında ilk karşılaştığı kişinin anneannesi olması Sina'yı düşündürüyor. Bu da oyunun bir parçası mı yoksa? Az sonra Sina'nın zayıflığı bir tokmak olup başına vurulacak ve Sina oracıkta öylece yığılıp kalacak. Evet evet kesin böyle olacak. Sina yok oluşa bir kala, anneannesiyle savaş meydanında yiğitçe dövüşecek. Son gücünü anneannesini mat etmek için kullanacak.
Ooooffff bu şimdi nasıl bir haksızlık? Tanıdığı en güçlü kişi değil mi anneannesi, dedesi onun için "hükümet gibi kadın" demez mi? Bir gıdım yaşam enerjisiyle nasıl devrilir bu hükümet. Darbeler, güçlülerin işi değil midir? Bir avuç cesaretle darbe yapılabilir mi? Diren Sina diren, Nadide Hanım'ı devirmek için diren.
...
Nadide Hanım Cephesi
Nadide Hanım, torununu ağlamaklı gözlerle karşısında görünce canı çok sıkıldı. Derin derin iç geçirdi. Gidip sarılmak istedi önce, küçücük kızının buna ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyordu. Ancak bir bildiği daha vardı ki, ona sarıldığı an, Sina gözyaşlarıyla yoldaşlığa devam edecekti.“Kahve yap bana Sina”dedi. Bunu söylerken ki ses tonundan kendisi de hoşlanmamıştı ama, torununu güçsüz kılan her ne ise, onu bu tonla ve tavırla kurtarabileceğini hissediyordu. En ufak bir şefkat kırıntısı karıştırmamalıydı duygusuna. Torunu koy verip gitmeye çoktan hazırdı. Ve o bunu istemiyordu.
Sina Cephesi
Kahvenin içine biraz fare zehiri katsam mı? Diye düşündü Sina. Yok, bu kaypakça bir karşı koyma olurdu. O, er meydanında yiğitçe dövüşecekti. Kararlıydı. Aslında savaştığı komutanı severdi. Ona şu anda kızıyordu çünkü karşısında yine çok güçlü duruyordu: Sina'nın tahammül edemeyeceği kadar güçlü; Sina'nın hiç olamayacağı kadar güçlü. O, olsa olsa bir anıt olabilirdi; Sina ise bu anıtın önünde saygıyla eğilen beden. Yani bu savaş, daha başından adil değildi. Lakin mücadele başlamıştı bir kere. Ne olurdu sanki kendisini onun kollarına bırakmasına izin verse. Ne olurdu saçlarını okşasa, sıkı sıkı sarılsa. Ama komutan ne yapar git Kahve Yap! Der. Evet, komutan böyle der. Nadide Hanım böyle der.
Ve anneannesinin şekersiz kahvesiyle, kendisinin bol şekerli kahvesini hazır eden Sina, çıkar savaş meydanına.
Nadide Hanım Cephesi
Baktı Nadide Hanım, Sina'nın gözlerinin tam içine baktı. Sina’nın parça parça ruhunu gördü. Sina'nın en kuytusundaki korkuyu gördü. Bu korku onun yaşam boyu yitik bir insan olmasına yetecek kadar büyüktü. Gerçeğin bu hali, kabul görecek gibi değildi...
Söylemeye hazırlandığı cümleleri ince ince eledi zihninin eleğinde.
— Eminim şu an yaşadığın acıdan daha büyüğü olamayacağını düşünüyorsun. Bu sefer başka diyorsun. Bunu atlatamayacağından o kadar eminsin ki, bedenin acizliğinin ağırlığından toprağa yakın duruyor. Sen yer çekimine değil, yer çekimi sana meydan okuyor. Omuzların çökük, gözlerin fersiz… İnkar etme sakın.
Şimdi sana, şu yaşadığın acıya hasret kalacağın günlerin geleceğini söylesem. Kızarsın, inanmazsın değil mi? Bunun beteri öldürür dersin. Ama gelecek. Dünya, sen zayıfladıkça sillesini kuvvetlendirecek.
Nadide Hanım'ın savaş alanına tek tek bıraktığı bombalarla sarsılan Sina, kıpırtısız. Soluksuz. Yalnızca dinliyor. İdraki çok ötelerden geliyor. Ah! Şimdi o ötelerde kaybolmak vardı.
Aldatıldın değil mi ? Ondan tüm bu öfken, soğukluğun. Titriyor ellerin. Hiç ummadık yerden darbe almışsın. Bir saniye bile düşünmediğinden bu ihaneti, olan biteni duyduğunda dimağın çatlamış. Hayata hoş geldin Sina! Bundan sonrası hiç kolay olmayacak. Bunun başlangıç olduğunu göreceksin. Benim senin içinde gördüğüm o korku gibi. Sen de göreceksin.
— Neden korkuyormuşum ben?
— Yaşamaktan.
— Anneanne lütfen. Yaşamaktan korkmak mı? Şu küçücük olayın beni hayattan bezdireceğini nasıl düşünürsün.
Gülümsüyor Nadide Hanım, usul usul, içten içe.
— Yaşadığına küçücük olay dediğin vakit, olay küçülüyor mu sahiden? Yine korkak davranıyorsun. Evet haklısın, acılarını küçültmek kısa vadede kurtarabilir seni. Ancak uzun vadede o acıların esiri olursun. Ya bedenini çökertir o acılar ya ruhunu. Acına da sahip çıkacaksın Sina.
— Lütfen yapma anneanne. Beni ne kadar küçülttüğünün farkında mısın?
— Seni küçülten keşke ben olsaydım. O zaman büyümen kaçınılmaz olurdu. Sen kendini küçültenlerdensin. En tehlikelisi de budur.
Kabul ediyorum senin gibi bir yürek için aldatılmak, ağır sınavdır. Doğru olmak adına nasıl mücadele ettiğinin en yakın şahidi benim. Haliyle için nasıl bir ateşte anlayabiliyorum.
Sina, anneannesine olup biteni daha önce anlatıp anlatmadığını düşündü. Eğer anlatmadıysa geriye tek bir seçenek kalıyordu: Şeffaflaşmıştı. Bakan görüyordu içini. Anneanne, Nadide Sultan kurtar beni bu şeffaflıktan n’olursun bunu ancak sen başarabilirsin. Ey içimi gören kadın, sorularıma yalnız sen cevap verebilirsin.
— Peki, sence affetmeli miyim o yangını çıkaranı? Sen olsan ne yapardın?
— Ben sana bilmen gereken bir gerçeği söyleyeyim sen oradan yol al. Bilirsin ki hepimizin yolu ayrı ayrıdır. Doğrular bir değildir. Seçimlerinin bedelini ödemeyi kabullendiğin sürece, istediğini yapmakta özgürsün.
Bir insanın özü, o hatayı yapmasına bir kere müsaade ediyorsa, bil ki yine müsaade edecektir. Sen o insanı bir kere affettin mi, bil ki tekrar affetmeyi göze almışsın demektir. Biliyorum bunlar duymak istediklerin değil. Soruyu sorarken “Herkesin son bir şansa ihtiyacı vardır.”ı duymayı bekliyordun. Hepimiz gibi sen de affetmek istiyorsun çünkü. Ben ise gerçeklerle büyütüyorum seni. Doğrulara hazırlıklı ol. Bunları bil. Ama istersen affet. Bu da seçimindir. Seçimlerinden yalnız sen sorumlusun. Gönlün affet diyorsa affet. Gönlünün bir arzusunu ötelediğinde, bir dem gelir o ötelediğin önceliğin olur.Hani sırat derler ya, o bu dünyada olsa olsa akılla gönül arasıdır. Sen şimdi bu "dünyalık sırat"ı geçmeye çabalayacaksın. Korkmayacaksın hayattan, saklanmayacaksın köşelere. Ya yaşamına sahip çıkacaksın ya da onu seyre devam edeceksin. Seçim senin Sinacım. Seçim senin.
Sina Cephesi
Cepheden ağır yaralı olarak kurtulan Sina, Kendisini zar zor siperlerin arkasına -yani odasına- attı. Savaşı hafif sıyrıklarla atlatmanın haklı gururunu yaşıyordu. Mücadeleler tarihine sessiz sedasız düşülen bu kayıtta iki galip, tek mağlup vardı. Aynanın tam karşısında duran Sina, “mağlup yansıma”ya gizliden el salladı. Savaş bitti !
6 Aralık 2009 Pazar
İÇ SAVAŞ
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder