Her şey, o ıssız ve ağaçlıklı yolun, yalnız bir yol olmadığını keşfetmemle başladı; o, çok daha öte bir şeydi. Uzunluğu, belki de bir kilometreyi geçmeyen asfalt parçası, bir ömre kazınmıştı. Farkındaydım.
Ne zaman oradan geçsem, kimyamda bir değişiklik peyda oluyordu ve zamanda yolculuk başlıyordu. Önceleri beni şaşırtan bu durumdan, daha sonra büyük bir keyif almaya başladım. Her geçişte, aynı huzur, aynı mutluluk, aynı heyecan… Yol, artık yoldaştı bana. Usul usul, tatlı tatlı geçiyordum oradan. Zaman tünelimdi orası benim. Orada iyiydim. Orada keyifliydim. Orası benim hep olmak istediğim yerdi.
Böylelikle mucizeyi keşfetmiş oldum. Aslında mekân yoktu, zaman yoktu. İnsan istediği anda, istediği yerde, istediği gerçeklikte olabiliyordu. Ötesi yoktu. Öte: benim o ıssız ve ağaçlıklı yolumdu..
İlk keşiften sonra, yenileri geldi tabi. Mesela yakın zamanda bir dolabın aslında dolap olmadığını keşfettim. Bir şehrin sadece bir şehir olmadığına tanık oldum.
Bunlar benim zihin oyunlarım olabilir. Makuldür. İtiraf edeyim: Zihnime böyle güzel oyunlar oynamasını ben öğrettim. Artık gerçekle yalana biz karar veriyoruz. "Hokus pokus" diyoruz, zamanı durduruyoruz, mekanı değiştiriyoruz. Sevdiğimize "gel", sevmediğimize "git" diyoruz. Ne mutlu bize ki, artık istediğimiz oyunu tek perdede, “mertçe” oynuyoruz.
16 Aralık 2009 Çarşamba
BİR KEŞİF HİKÂYESİ
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder