28 Kasım 2009 Cumartesi

"Cemil Meriç" Kokusu


* "Acıları dev aynasında büyüten rezil bir hassasiyetim var."
* "Kâmus bir millietin nâmusudur."
* "İnsanlık daima kötü oyuncaklar peşinde koşan bir çocuk."
* "Hayat herkesin yaşadığı, kimsenin yaşamaktan hoşlanmadığı komedya."
* "İzm'ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri."
* "Kelam, bütünüyle haysiyettir."
* "Kitap, istikbale yollanan mektup… smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür."
* "Kelime : Senin yıldızların kelimeler, söyle raksetsinler, alev saçlarıyla sonsuz bahçesinde hayallerinin.Kelime ormanda uyuyan dilber; şair uzaklardan gelen şehzade.Öyle seveceksin ki kelimeleri, sana yetecekler.Yıldızlar tanrı’ya yetmiş mi? Kelimeler benim sudaki gölgem, okşayamam onları, öpemem. Bir davet olarak güzel kelime ve muhterem. Gönülden gönüle köprü, asırdan asıra merdiven. Kelime kendimi seyrettiğim dere. Kelime sonsuz, kelime adem."
* "Yığın düşünmez, maruz kalır."

Leia Mais…

ONLAR

gözünün içine baka baka yalan konuşur bunlar
tüm aptallıklarından seni sorumlu tutarlar
dengesizliklerine senin denge olacağını sanırlar
arsızdırlar
yok yere yorarlar adamı
aynaya bakmaz, bakandan da haz etmezler
sormazlar, sorgulamazlar
zordan korkarlar, kolayın yancısıdırlar

asalak gibidir bunlar "as" olana tahammül edemezler
yavşak gülümsemeleri suratlarında donup kalmıştır
gerçek mimiklerden yoksundurlar
duygusuzdurlar
umursuzdurlar
hay yok olasıcalar dört bir yandadırlar...

Leia Mais…

27 Kasım 2009 Cuma

Bu Yazı Yarım Kalmışlıklar Üstüne

İnsanoğlunun yarım kalmışlıklara tahammülü yok.Hep bir tamamlama- tamamlanma hissi ve arayışı içersindeyiz. Fark etmesek de daima bütüne doğru yol alıyoruz .
Eğer yarım kalmış bir davanız, bir sevdanız, bir arayışınız, bir hayaliniz varsa, sanmayınız ki, hayat size bunu unutturacak. Bilinmeyene duyduğunuz tutku ve yine bilinmeyene bağladığınız umut asla bırakmayacak peşinizi.
Yıllara, yollara, insanlara güvenmeyin. Hiçbiri yarım bıraktığınız işinizi tamamlamanıza yardımcı olmayacak. Çivi çiviyi bu durumda sökmeyecek.
Kormasaydım da deneseydim, susmasaydım da söyleseydim, durmasaydım da gitseydim diyeceksiniz. Diyeceksiniz zira, merak duygusu insanın içine bir yerleşti mi gitmek nedir bilmez. Ve hayatta hiçbir şey bir soru işaretiyle yaşamak kadar yormaz insanı. İnsan zihni ve kalbi için soru işaretleri ızdıraptır. Sadece ızdırap..
Zamanla bir türlü kurtulamadığınız yarımlar, sığınaklarınız olmaya başlar.
Örneğin evliyseniz yarım kalan sevdanızı hatırlayıp, "keşkeler diyarı"na yolculuğa çıkarsınız .Her tökezlemenizde hayalinizdeki yarım kalan aşka sarılırsınız. Ulaşamadığınız sevgili, en güzel sevgilidir. Bundan bir saniye bile kuşku duymazsınız. Aslında haklısınızdır. Zira bahsettiğiniz, arzuladığınız, özleminde olduğunuz kanlı canlı biri değil hayalinizdir.Umduğunuzdur. Umudunuzdur.
Siz yarım kalmışlıklarınıza koca koca anlamlar yüklediğinizi ancak ve ancak yarım kalmış işlerinizi tamamladığınızda fark edersiniz. Ne zaman ki ulaşamadığınız sevgilinize ulaşır, ne zaman ki gidemediğiniz yere varır, ne zaman ki görmek istediğiniz rüyanın içine uyanırsınız. İşte o zaman gerçeğe ulaşırsınız. İşte o zaman tamamlanırsınız. İşte o zaman hayatla barışırsınız.


Not: Yazılanların bilimsel alt yapısı olduğunu önemle belirtiyorum =)
"İnsan zihninin yarım kalmışlıklara tahammülü olmaması" hadisesi, Gestalt yaklaşımı ile açıklanabiliyor.

Leia Mais…

22 Kasım 2009 Pazar

Şeyh Edebâli'nin Osman Gazi'ye Nasihatı

Oğul;

“İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir.Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür. Hırsımız, bencilliğimiz…”

Dünya bir garip han, bir hoyrat mekan,
İnsan bir garip varlık kabına sığmayan…
Hayat bir yudum su, bir anlık rüya…
Ömür bir kısa yol tekrarı olmayan…


Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip; büyük yürümek ve büyük ölmek gerek. Bu yolda hırs, diken; benlik ve kibir, engeldir oğul. Sakın ha kendine takılmayasın ve kendinde boğulmayasın. Teklik sadece Allah’a mahsustur, tek başına karara durup hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldırmayasın. İşlerini ehil kişilere danışarak tutasın, danışırsan yol alırsın, danışmasan yolda takılıp kalırsın oğul.

“Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin; ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen, sabah rüzgarında savrulup gidersin.”

Bir dem gelir bir tekmeyle dünyaları yıkacak olursun, bir dem gelir yerdeki karıncaya mağlup olursun. Güç hayvanda bile mevcut. Akıl sadece anahtar. Anahtara takılmasın. Aslolan anahtarın açacağı kapılardır. Kapıların ardında hazineler, kapıların ardında sırlar vardır. Sırlar ki, ebedi muştuları koynunda barındırır; sonsuza kavuşturur. Aklını kullanıp dünyadayken cennetin kapılarını aralayasın oğul.

“Öfken ve benliğin bir olup aklını yener! Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın, azminden dönmeyesin. Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil, her işin gereğini vaktinde yap!”

Öfke ateş, öfke afet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir. Öfkeyle savaşı daima taze tutmak gerektir.

“Yolcu, buruk baş gerek
Gözde daim yaş gerek
Huy biraz yavaş gerek
Yoksa yollar aşılmaz.”.
diyen ne güzel söylemiştir. Öfke benliğin yemi, en lezzetli gıdasıdır. Benlik semirdi mi irade yok olur gider. İradesi zayıflayanın ruhu intihar eder. Posalaşmış bir beden taşımak ne ağır zillet, ötelere kapalı bir ruh taşımak ne büyük ihanet.

Sabırsız olmaz oğul. Sabırsız menzile varılmaz. Kaf Dağı’na sabırsız ulaşılmaz. “Sabır kara bir dikeni yutmak, diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktadır.” İnsan ocaklar gibi yanmalı, yanmalı da kimselere gamını ilan etmemelidir. Gözünü ötelere dikesin oğul, hesabını idealine göre yapasın. Şunu da asla unutmayasın: “Her şeyin vakti tayin edilmiştir. Vaktinden önce öten horozun başı kesilir.”

Vazifen çetin, yükün ağırdır oğul. Hizmette önde ücrette geride olasın. Vazifenin en ağırına talip olmakta kaçınmayasın. Vazifenin ağırlığı Yaratan’ın kullarına ihsanıdır.

“Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördüğünü söyleme, bildiğini bilme, sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme.”

Bizler nefreti eritmek için, muhabbetin asaletini dünyaya yeniden hakim kılmak için çıktık yola. Bu yolda utanacak bir şeyimiz yoktur. Muhabbet yolunun gizlisi saklısı yoktur oğul. Ama altının değerini de sarraf bilir, sözünü muhatabına göre ayarlayasın. Cahilin karşısında altınlarını çamura atmayasın. Yiğit olan kördür, kötülüğü görmez; sağırdır, kem sözü işitmez; dilsizdir, her ağzına geleni demez. Bildiğini de her yerde ayaklar altına sermez. Yunus gibidir o; yüreği muhabbete, gönül ibresi Hakikate ayarlıdır. O bir defa söz verdi mi, onu namusu bilir.

“Ananı, atanı say; bereket büyüklerle beraberdir!”
Anadolu; içinden kıvrım kıvrım ırmaklar akan, ağıtları alev alev ciğerler yakan… “Ana”larla dolu olan…

Ana çile yumağıdır, oğul dua kaynağıdır. Ana yüreği narin bir ipek, ata bileği Hakk’ın diktiği en sağlam direktir. Ne ananın ince yüreğini yakasın, ne de babanın kapı gibi bileğini kırasın oğul. Yarın yuva kurduğunda ocağınla onlar arasında köprü olasın. Ana ve ata düşmemek için sırtımızı dayadığımız duvardır, yarın duvar yıkıldığında kıymetini anlarsın.

“Sevildiğin yere sıkça gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın kalmaz. Düşmanını çoğaltma, haklı olduğunda kavgadan korkma! Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!”

Her şeyin ortası makbuldür, sevginin de. Sevdiğini gereğinden fazla sevmeyesin. Sevgini de, sadece yüreğinin eline vermeyesin. En çetin imtihan “sevgi”yle olanıdır. “Kişi ne kadar bahadır olsa da, muhabbete tuş olur.” diyen atanın sözünü aklından çıkarmayasın. Böyle imtihan olmamak, istikbalde neslinden utanmamak için gecelerin bağrında, seherlerin aydınlığında duaya durasın. Senin ideallerin ve geleceğe dair hedeflerin var oğul.

Gönül adamı ömrünü boşa harcamaz, yüreğini ucuza satmaz, edep tacını başından almaz. Gönül erinin her zaman yüzü yerde, gönlü göktedir. Haklı olduğunda kavga vermesini bilir. Kavgayı sadece bileğiyle değil, ilmiyle ve yüreğiyle yapmasını bilir.

İyiliğe kötülük, şer kişinin kârı, İyiliğe iyilik her kişinin kârı, Kötülüğe iyilik de, er kişinin kârıymış oğul.

Sen bizim rüyamız, sen bizim devâmız, sen bizim duamızsın oğul. Daima başın dik, alnın ak, gönlün pak olsun.
Zümrüt-ü Anka’nı iyi seç ki Kaf Dağı sana yakın olsun. Yolun ebediyete kadar açık olsun.

Leia Mais…

21 Kasım 2009 Cumartesi

GÖNÜLLÜ ŞİZOFREN

"Âşık", şizofren bir hastanın ta kendisidir.
Rüyalarındaki sevgiliye tutkun bir sevdalıdır.
Yaşadığı tümüyle hayal,
Çektiği acı sanal,
Göz yaşları musluktan akan su damlasından farksız, manasızdır.
Sevinci sahte,
Gülücüğü maskedir.

Aşk, şuurlu deliliğe gönüllü askerliktir!

Leia Mais…

SUSMALARIMIZ BİLE "SUSMAK" DEĞİL

Artık bizimki nasıl susmaksa?
Herkes herşeyi bilirken
Söze ne hacetken...
Tek avuntumuz, kelimelerin hâlâ prangalı olması !

Aksi ispat edilinceye dek,
Hepimiz masumuz.

Leia Mais…

18 Kasım 2009 Çarşamba

Güzel Şeyler Güncesi

Heyecan güzel şey – uzun bir zaman diliminden sonra ziyaretinize gelmişse, daha daha güzel bir şey :) -
Özlemek güzel şey - umut da sizle beraber yol alıyorsa-
Gülümsemek güzel şey – ruhunuz ısınıyorsa-
Aşk güzel şey –huzurlu yakasındaysanız-
Dost güzel şey –bulabiliyorsanız-
Tatlı güzel şey –çok kaçırmazsanız-
Zaman güzel şey –tam içinde var’sanız-
Ve İnsan güzel şey- başarıp olabiliyorsanız-

Leia Mais…

14 Kasım 2009 Cumartesi

BU DA GEÇER YA HU


Hayatın zorlu, travmatik durumlarından biridir “geçiş dönemleri”nin bir türlü geçmek bilmemesi. Uzadıkça uzayan, kişiyi aidiyet duygusundan uzak kılarak derin dehlizlere atan, bu melun zaman dilimleri, sarsar adamı. Hem de ne sarsmak.
Çocukluktan ergenliğe geçiş vardır örneğin. İlk travma burada başlar. An gelir kıyafet almaya gittiğiniz mağazada, ne çocuk reyonunda size uygun kıyafet bulabilirsiniz, ne büyük reyonunda. Garip bir durumdasınızdır artık. Kimliğiniz aranmaktadır adeta.
Bir diğer sert geçiş dönemi olarak, üniversiteye giriş ve sonrası anılabilir mesela. Bu da sancılı hem de çok sancılı bir dönemdir. Yurdun dört bir köşesinden gelen renkli kişiliklerle, “gökkuşağı” olmak üzere yola çıkarsınız. Heyecanlısınızdır. Zordasınızdır.
Sıra gök kuşağının bitiminde bulunan altın dolu kazanı bulma işine geldiğinde ise bünyede kıyametler kopmaya başlar. Hiçbir şey eskisi gibi değildir artık. Ne çocukluk kalmıştır elinizde, ne ömür boyu yapmayı bildiğiniz tek iş olan öğrencilik. Arkadaşlarınız yaprak misali dağılıvermiştir. Büyük bir telaştır elde avuçta kalan.
Hayat, tüm heybetiyle karşınızda dururken, sizi de bir korku kaplamıştır. Ait olmak istersiniz. Varlığınızı anlamlı kılacak bir ömür istersiniz. Bir sabah uyanmak istersiniz, hayalini kurduğunuz resmin tam içinde.
Oysa karanlıktır her yer. El yordamıyla yol alırsınız. Bitsin ve geçsin istersiniz bu zaman. Bir yerden “tutunmak istersiniz”. Tutunamayanlara inat ! Ve içten içe hep bilirsiniz aslında bu da geçecek, bu da geçecek…

Leia Mais…

İRİS

Bir tek, gözlerime itiraf ettim
"Seni nasıl sevdiğimi".
Bu sebepten korkarım
Seninkilerle buluşmalarından !

Leia Mais…

12 Kasım 2009 Perşembe

ARTI

Anlam(a) telaşındandı her şey,
Sorular, sorgulamalar, sorunlar
Her şey "çoğalmak" uğrunaydı...

Leia Mais…