Sıradan bir hastalık değildir.
Ruhun ızdırabının somut hali,
Söylenmeyenlerin toplamı,
Bir organın kalpsiz bir insandan daha vakur daha vicdanlı olabildiğinin kanıtıdır.
26 Nisan 2012 Perşembe
GASTRİT
9 Ocak 2011 Pazar
gece görüşü
...kalplerinizden kaçtım hep, varıp gittim en karanlıklara..
dinlerken müziği, çıplak sesi, insanı dinlerken..pek çok soru var kafamda..pek çok soru işareti..hiç birinin cevabı yok... belki, belki hepsi cevaplı ama cevap gizli..
Hiç bir zaman bilemeyecek olmak, gerçeği bilmemek iyi bir şey olabilir mi ki?
Sorular cevaplansa..Soru sormayı devam ettirir mi insan? Merak kaybolursa hayatın tadı kalır mı?
En iyisi şu an sonlansın..bu soru- cevap trafiği..
İnsana gelelim biz..Olamadığımız insana. Özlediğimiz insana..
Kalabalıklar arasında nasıl bu kadar yalnızız..Nasıl böylesine ısrarla ıssız kalabiliyoruz.
Nasıl ve ne çok yalanlar söylüyoruz birbirimize. En yakınlarımızdan bile gizliyoruz kendimizi. Maskelerin altında siperdeyiz hepimiz.
Ve herkes yaralı, yaralı tepeden tırnağa..
Güvenemeyeceğiz hiç bir zaman karşımızdakine..Kendimize güvenmiyoruz çünkü..
Biz saklanmayı biliyoruz sadece duvarlar ardına..
Yüksek, nemli, ağlama duvarlarımız var bizim..
Tırnaklarımızı etimize geçire geçire..Kan revan içinde yaşıyoruz işte..
İnanmayın gülümseyen yüzlere..Hangimiz sevgiliden ayrıyken gerçekten gülümseyebiliriz ki..
Burası değil vatan. Burası değil vatanımız. Biz gurbettekiyiz..Sılaya ve sevgiliye hasret..
9 Aralık 2010 Perşembe
Bİ'HABER
Güzel bir masalsın sen, küçüklüğümde kulağıma fısıldanan...
Bedenlerimizin oyunlar oynadığı,
Ruhlarımızın bembeyaz olduğu
O vakitlerden hatırasın..
...
25 Kasım 2010 Perşembe
EYÜP
Beklemek...
Neyi beklediğini dahi bilmeden
Umutla beklemek...
Her an kapı çalınacakmış
Her an o derin sessizlik bozulacakmış gibi
Her an yeniden gülümseyebilecek gibi
Beklemek...
Eyüp sabrıyla..Eyüp gibi beklemek...
17 Kasım 2010 Çarşamba
BULANIK SU
Kim? diye soruyorlar bana
Ne bileyim kim..
Kim kanattı seni? Kim küstürdü?
Böle bir kim-se olabilir mi?
Tek suçlu bulunabilir mi?
Varsa bulalım
Asalım.
Kurtulalalım..
İnsan dediğin tüm başına gelenlerin toplamı değil mi?
Yoksa değil mi?
MEKTUP
En kötüsü, seni hep affedeceğimi bilmekti...
...
Tüm günahlardan azad ederken seni
Her seferinde kendimi ateşe atıp,
Ciğerimi dağladım.
Kalın kabuklu yaralarım var artık.
Görenin bile canının yandığı.
Oysa ben hissizim.
Hissiz.
Anlayacağın adımla bile kavgalı kıldın beni.
Sen beni hiç bir zaman olamayacağım
Hep kınadığım o aptal, o aciz bedene soktun
O vakit anladım
Sen beni "ben" yapacak adamdın..
Sen sınavdın.
Değiştirdin
Dönüştürdün
Dağıttın, topladın
Dünyalık masalımda yol gösterici oldun.
Sen hep affedeceğim,
Hep seveceğim,
Mucize adam.
Hikayemin en güzel yerinde uğurluyorum seni..
Biliyorum ki, başka bir hikayede
Başka bir yolunu kaybetmişe yol olacaksın.
Onu da tutacak ellerinden boşluktan çıkaracaksın.
Sen hep affedeceğim adam,
Sevdayı öğrendiğim gözlerinde
Bir puslu bakış olayım ben.
Sen de gamzemde saklı gülüş ..
Ve devam edelim kaldığımız yerden hayata...
2 Kasım 2010 Salı
DERSİMİZ SEVDA
Hep yarım seviyorsun,
Hep eksik
Hep kaçar gibi bir şeylerden...
Düşünmeden, sormadan, kabullenmeden
Seviyorsun...
Sevdim ve hep seveceğim gibi değil de
"Alır ceketimi giderim" gibi seviyorsun sen..
Bu sevmek değil..
Bu bir gövde gösterisi
Bu ukalalık
Bu hadsizlik
Şimdi var uyan sen
Sevdanın içine uyan
Sever"miş gibi" yapma..
Yapma.
31 Ekim 2010 Pazar
KAYIP YÜZ
Ne aradığımı tam olarak biliyordum aslında. Sorun şu ki aradığım benden habersizdi..
Belki de sorun bu değildi..Sorun doğru an'dı..O doğru an hep uzaktı ...Doğru an, geniş bir zamanın koynuna astığı anahtardı..Alamıyorduk, çalamıyorduk..
Ve sabır dağını dolanmak gerekiyordu zümrüd ü ankayı görebilmek için.Yolda kalabilirdin, donabilirdin, ölebilirdin..Fark etmezdi..Anka bihaberdi olan bitenden..
Sihirli değneğini omzuma dokundurmaya üşenen periden hesap sormalıydım ya da..Tüm suç onun da olabilirdi. Bu hikaye çetrefildi.. Bu hikaye yarımdı.. Hikayenin kahramanı ne zaman yüzünü dönecek olsa ben uykumdan uyanırdım.. O yüzü hiç göremedim...
23 Ekim 2010 Cumartesi
dediler..dedim.
zaman dediler...
sabır dediler...
bekledim.
bilir misin bekleme halini?
hep gitmeyi ama hiç varamamayı,
anda asılı kalmayı
gururundan sus pus olmayı,
içinde bir dünya saklamayı
ve o dünyadan kimseyi haberdar etmemenin
ne demek olduğunu
bilir misin?
zaman dediler...
sabır dediler...
geçer dediler...
inandım.
bekledim..
elimden hiçbir şey gelmedi
bu ne demek bilir misin?
19 Ağustos 2010 Perşembe
MESAFE
En yakınım olmayacaksan
Yaklaşma daha fazla!
Mesafe bırak gözlerinde
Birisi incinmesin.
12 Haziran 2010 Cumartesi
Zamandan oyuncak yapmak..
Yağmurlu bir günde (yahut güneşli fark etmez.. O günü sevmen yeterli)..Kendin için bir zaman yarat..Sevdiğin içeceğin olsun yanında, sevdiğin yiyeceklerin..Kahven, çikolatan...
Sevdiğin bir yüzü düşün.. Sevdiğin bir şarkı çal müziksetinde. Sevdiğin her şeyi çağır hayaline. O'na söyle O da gelsin..O'na ilk aşık olduğun anı çerçeveletip sana hediye eder haliyle..Yüzündeki o en güzel gülümsemesiyle..O da gelsin..
Birileri anı yaşamak derler buna.. Sen de katıl..ellerimizle şekillendirdiğimiz legolardan sonra, ellerimizle şekillendirdiğimiz vakitlerimiz olsun bunlar..Telaşsız..Keşkesiz..İyi kisiz vakitler...Yapın olsun yaa. Yapın olsun..
14 Mart 2010 Pazar
SELÇUK ERDEM

"Bana bilmediğim şeyler söyle dostum. Yeni, yepyeni şeyler. Şaşırt beni!" =)
9 Mart 2010 Salı
YALNIZLIK VAK'ASI
Korkarsa insan yalnızlığından, yaşam çokça buruktur.
Ve ondan korktukça büyür bu meret..
Köpeklerin korkunun kokusunu almaları gibi, yalnızlık da alır kokuyu. Korkana musallat olur..
Etrafımıza dikkatli bir nazarla baktığımızda en yalnızların, yalnızlıktan korkan babayiğitler olduğunu görürüz.
Sorsanız mangalda kül bırakmayacak bu insan profilinin en genel özelliği: Israrla yalnızlığın kendi tercihleri olduğunu söylemeleridir. Sözde bir dik duruştur onlarınki. Sözde yalnızlıklarıyla yaşamaya alışkın, özgüvenli kişiliklerdir bunlar.
Yalnızlığın bir tercihten ziyade, bir vak'a olduğunu unuturlar çoğu zaman.
Başa gelince çekilen, ancak bir an evvel bitmesi için dua edilen bir vak'a!
Esasında bu egosu yüksek güruh, yalnız bırakılma korkusundan hayatlarına kimseyi dahil etmeyenlerdir. Ve kendilerini yalnızlığa mahkum etmektedirler. "Sırf birileri onları terk etmesin" diye... Hadise bundan ibarettir. Gerisi hikayedir.
7 Mart 2010 Pazar
İSTEDİĞİNİZ SORUDAN BAŞLAYABİLİRSİNİZ !!!
“Aşağıdaki boşlukları uygun sözcüklerle doldurunuz”
Keşke hayatın sistematiği de bu sınav tipine uygunluk gösterseydi.
Keşke biz de hayatımızdaki boşlukları tıpkı örnekteki gibi “uygun kelimelerle” doldurabilseydik.
Ve verdiğimiz her doğru cevap için skor hanemize bir halka daha ekleseydik.
Keşke tüm doğru cevapların toplamıyla "kazandınız" belgesi gelseydi posta kutumuza.
Yahut a’yı, b’yi, c’yi eleseydik ve diyebilseydik ki, tek seçeneğimiz d’dir.
D doğru cevaptır. Keşke hayattaki sorularımız da böyle cevaplanabilseydi. O zaman “kuşkusuz”olurdu cevaplar.İkilemler olmazdı. İkilem olursa soru iptal olurdu zaten. Kafamız da rahat olurdu, gönlümüz de.
Oysa kandırıyorlar bizi kandırıyorlar!!!
Sınavdaki boşlukları doldurunca, hayattaki boşluklarınızı dolduramıyorsunuz, boşluk hanesine yazdığınız hiçbir kelime doğru sayılmıyor gerçek hayatta. Yazıp yazıp siliyorsunuz cevabınızı.. Bıkmadan usanmadan doğruyu arıyorsunuz. Döngünüz devam ediyor.
Hele doğru şıkkı asla tercih edemiyorsunuz. Tüm cevaplar olabilirlik sınırları içinde. A da b de, c de, d de hepsi doğru. Hangi cevabı verirseniz soru ona göre şekilleniyor. Hayat sınavının tüm kuralları bize öğretilenlerden farklı.
Bu sınava hazırlanırken, özel hocalar tutamıyorsunuz, dershanelere gidemiyorsunuz yahut devlet başınıza maaşlı hocalar tayin etmiyor. Bu sınavda tek sorumlu sizsiniz.
Ve sınavınızın süresi dakikalarla sınırlandırılmıyor. Birileri çıkıp hayatımızı 180 dakika ile belirliyorlar derse inanmayınız. Kandırmasınlar sizi. Sizin sınavınızın dakikası falan yok. Son nefesinize kadar salise salise sınav oluyorsunuz. Unutuyoruz biz bunu. Unutturuluyor yahut bilerek, isteyerek.
Giderek robotlaşıyoruz. Ve tek endişemiz kağıtlarda yazılı soruları cevaplayamamak oluyor. Keşke keşke her şey bu kadar basit olsaydı. Keşke tabi tutulduğumuz sınavların en ağırı bunlar olsaydı.
Girerdik, yapardık, çıkardık…
28 Şubat 2010 Pazar
26 Şubat 2010 Cuma
GİDİŞ
Senin gözlerin benim gerçeğim
(sendeki telaşa onlarla inandım)
bakmıyor bana,benden uzakta
Aramızdaki mesafede gerilen
bir teli inletiyorum seninle
sesi ben duyuyorum tek,
birşey duyduğu yok kimsenin
benden başka.
Bir hülyanın hatırasında
kasıp kavuruyorum kendimi
diyorlar ki, hayat yalandır,
aşk da.
Nasıl inanırım,o;
olmak istemiş de olmamış
bir yarım nefes gibi şuramda.
Sana dokunamayacak kadar
ürkek kalmış olduğum bu mesafeden
dön/erken sen
önce ayaklarının gerçekliğine inandır beni,
İnanmak istesem de
senin gidişin yalandır bende.
(Birhan Keskin)
21 Şubat 2010 Pazar
HAŞMETLİ SUAL
Modern hayat ve hikmet yan yana gelebilir mi?
İç içe geçebilir mi?
Mümkün mü bu?
Yoksa hiç umut yok mu?
Esas mesele budur.
Meselem...
(Haşmet Babaoğlu)
18 Şubat 2010 Perşembe
GÜNAH ÇIKARMA
Kalmak, zamanın bir köşesinde öyle asılı
Ve aynı zamanın diğer köşesinde hiç durmadan sonsuza uzanmak
Korkular büyütmek ellerinle arka bahçede
Ve kafası dumanlı cengâver olup, başına dikilmek o bahçenin
Kahkahalarla gözyaşlarını aynı cepte saklamak
Yalnız unutmayı hayal ederken
Çırpınmak deli deli, unutulmamak uğruna
Siyaha gizlemek ruhunu
Gökkuşağı kollarındayken
Gidememek
Duramamak
Susamamak
Konuşamamak
Olmak
Olamamak
Araf...
İşte işte
İşte durum
Bu.

