14 Ocak 2010 Perşembe

SORA SORA BAĞDAT

Sevmek, nasıl açıklanır? Bazı şeylere insan, niye daha yakındır? Gönül, neye göre meyl eder? Bir taraf seçilirken, o taraf neye göre seçilir? Bir sevda niye bir yüreğe düşer? Niye binlerce, milyonlarca insan arasından "o" seçilir? Akıl, sahiden o kadar akıllı mıdır? Yoksa bu işin içinde bir bit yeniği mi vardır? Akıl-gönül çıkmazı Araf ise hangisi cennet, hangisi cehennem vaat eder? Doğru tek midir? Kişiye göre değişir mi? Cihanşümûl olanı mevcut mudur? Varoluş, neden bu kadar sancılı bir süreçtir? Soru sorabilmek, cevap almayı gerektirir mi? İnsan sadece soru sorabiliyor diye akıllı sayılabilir mi? Soranlarla sormayanlar arasındaki fark nereden gelir? Gönle düşen merak, niye o gönlü mesken edinmiştir? Neden Ali değil? Neden Ayşe değil? Yoksa soru sahibinden önce de orada mıdır? Sahip, yoksa hayal midir? Salt soru mu gerçektir? Göz görmeyince gönülden ırak olunur mu? Yoksa ırak sadece Irak mıdır? Yeni bir yıla girmişken adamın kafası, kimyası neden bu kadar bozuk olur? Kafa karışması, iyi bir şey midir? Yoksa karışıklık, rahatsız bir ruhun doğal yansıması mıdır?

Unut gitsin !

2 yorum:

Abdurrahman Temur dedi ki...

Ey divane, fazla düşenmeye ne hacet!
Yol arama, yorma sakın aklını pek.
Her Leyla'nın olmasa bir Mecnun'u,
Çılgın çılgın böyle döner miydi felek?

D.A dedi ki...

Anlamak yok çocuğum; anlar gibi olmak var.
Akıl için son tavır, saçlarını yolmak var... N.F.K

elde avuçta, yalnız o son tavır kalıyor =)

Yorum Gönder