24 Ocak 2010 Pazar

SINIR BOYLARI


Ademoğulları arasına bir sınır çekmek istesek, bir kıyıda "gelişime razı olanlar", diğer kıyıda "gelişime karşı olanlar" kalacaktır.
Gelişime razı olanlar yani rıza gösterenler, daima kendi gelişimlerini merkeze alırlar. Kendileri merkezde; hayat ise bu merkezin etrafında konuşlanır. Onlar, dıştaki halkadan ne kaparlarsa merkeze doğru çekerler. Özde büyüme arayışındadırlar.
...
Gelişime razı olan bu güruhu, sakın ola yalnız eğitim almış tahsilliler, okullular olarak düşünmeyiniz. Bilakis okullular, daha ziyade gelişime karşı olan güruha dahildir, zira egoları ile başları dardadır.
Gelişime razı olanlar en büyük kavgaları kendileri ile yaparlar. Egolarını dize getirmek için sürekli savaş meydanındadırlar. Karşıdan bakan, çoğu zaman sağlıklı bulmaz onları. Çünkü onlar, düz giden tekere çomak sokanlardır; haybeye soru soranlardır; kimi zaman kalabalıklar içinde dünyadan soyutlananlardır.
Zihinleri meşguldür bu adamların. İşleri rast gitmeyince etrafa bok atmak yerine aynaya koşarlar, kendilerine dönerler, kendilerini sarsarlar. Onlar, tek suçlunun yalnız kendileri olduğunu bilirler. Başarı da onlarındır, başarısızlık da. Her ikisini de aynı samimiyetle sahiplenirler.
Bir de gelişime karşı olanlar vardır ki, bunlar da eşref-i mahlûkatın şerefinden pek nasiplenememiş garibanlardır. Bunların hayat anlayışında, merkezde başkaları vardır. Hayatlarını başkalarına göre yaşarlar. Kim dedi? Ne dedi? Sorup soracabilecekleri en üst düzey soru cümlecikleridir. Neden ve Nasıl'larla daha tanışmamışlardır. Bu soruları ömürlerinin geri kalan kısımlarında da soramayacaklardır . Çünkü seçimlerini zekalarını kullanmamaktan yana yaparlar. Gelişime karşı gruptakiler, hayatlarını aktif değil, pasif olarak yaşarlar. Etken değil, edilgendirler. Kendi seçimlerinden sorumlu değilmiş gibi bir tavır takınırlar. Hep onları üzerler, hep onlara haksızlık yaparlar, bu zavallılar hep kurbandır. Hal böyle olunca da gelişim yolları kapalıdır bu arkadaşlara. Ama bunu onlara söylemeyin. Kabul etmezler, bahaneler üretirler. Sağlamdır da bahaneleri. İnanırsınız. İnandırırlar. Oysa gelişim yolundan gitmeyi hiç "talep etmemiş"lerdir. Bilmezler...

4 yorum:

Abdurrahman Temur dedi ki...

Boş durmaz alem-i mevcudat,
Yaratılmış acizler inat,
Akılsuzun nidası imdat,
Utan, çalışıyorken Rezzak.

D.A dedi ki...

Gel sana da blog açalım diyorum ben ne dersin?
=))

Abdurrahman Temur dedi ki...

A üstadım, bilemiyorum.

Bir zaman ölçeğinde düşünmüştüm ama zor olabileceği hissince karar verememiştim.Bir de çalışma alanım farklı olunca öylece kalakalmıştım.Hanzade'yi görünce bir hevesti beliriverdi.Hanzade'de bulabilmek kendimi, sorgulayabilmek, en azından tanıdık bir dimağda var olabilmek...

Farklı bir heyecan vermiyor da değil, unutulmaya yüz tutan bir lezzetin yeniden küçük dünyamda yeşeriyor olması.Böylesi mi daha iyi ? Yoksa dediğin gibi mi ?

A üstadım, bilemiyorum.

D.A dedi ki...

Öncelikle nazik iltifatların için kocaman kocaman teşekkürler ediyorum =)
Çaylak bile olamayan zat-ı muhteremime aftettiniz o sıfat (üstad), bize pek büyük beden efendim. Siz de biliyorsunuz ya gerçeği nazik edanızdan mütevelli bunlar.
Not:Bildiğim ne kadar kelime varsa eskiye dair, sana yetişeyim diye döktürdüm valla inş. doğru yerde kulanmışmdır =)
Yahu sen şu ufacık yorum köşesinde dahi harikalar yaratıyorsun.. Yaz da biz de keyifli keyifli okuyalım. İlk takipçin ben olucam söz veriyorum. Eee haydi :))

Yorum Gönder