Güzel bir masalsın sen, küçüklüğümde kulağıma fısıldanan...
Bedenlerimizin oyunlar oynadığı,
Ruhlarımızın bembeyaz olduğu
O vakitlerden hatırasın..
...
9 Aralık 2010 Perşembe
Bİ'HABER
25 Kasım 2010 Perşembe
EYÜP
Beklemek...
Neyi beklediğini dahi bilmeden
Umutla beklemek...
Her an kapı çalınacakmış
Her an o derin sessizlik bozulacakmış gibi
Her an yeniden gülümseyebilecek gibi
Beklemek...
Eyüp sabrıyla..Eyüp gibi beklemek...
17 Kasım 2010 Çarşamba
BULANIK SU
Kim? diye soruyorlar bana
Ne bileyim kim..
Kim kanattı seni? Kim küstürdü?
Böle bir kim-se olabilir mi?
Tek suçlu bulunabilir mi?
Varsa bulalım
Asalım.
Kurtulalalım..
İnsan dediğin tüm başına gelenlerin toplamı değil mi?
Yoksa değil mi?
MEKTUP
En kötüsü, seni hep affedeceğimi bilmekti...
...
Tüm günahlardan azad ederken seni
Her seferinde kendimi ateşe atıp,
Ciğerimi dağladım.
Kalın kabuklu yaralarım var artık.
Görenin bile canının yandığı.
Oysa ben hissizim.
Hissiz.
Anlayacağın adımla bile kavgalı kıldın beni.
Sen beni hiç bir zaman olamayacağım
Hep kınadığım o aptal, o aciz bedene soktun
O vakit anladım
Sen beni "ben" yapacak adamdın..
Sen sınavdın.
Değiştirdin
Dönüştürdün
Dağıttın, topladın
Dünyalık masalımda yol gösterici oldun.
Sen hep affedeceğim,
Hep seveceğim,
Mucize adam.
Hikayemin en güzel yerinde uğurluyorum seni..
Biliyorum ki, başka bir hikayede
Başka bir yolunu kaybetmişe yol olacaksın.
Onu da tutacak ellerinden boşluktan çıkaracaksın.
Sen hep affedeceğim adam,
Sevdayı öğrendiğim gözlerinde
Bir puslu bakış olayım ben.
Sen de gamzemde saklı gülüş ..
Ve devam edelim kaldığımız yerden hayata...
2 Kasım 2010 Salı
DERSİMİZ SEVDA
Hep yarım seviyorsun,
Hep eksik
Hep kaçar gibi bir şeylerden...
Düşünmeden, sormadan, kabullenmeden
Seviyorsun...
Sevdim ve hep seveceğim gibi değil de
"Alır ceketimi giderim" gibi seviyorsun sen..
Bu sevmek değil..
Bu bir gövde gösterisi
Bu ukalalık
Bu hadsizlik
Şimdi var uyan sen
Sevdanın içine uyan
Sever"miş gibi" yapma..
Yapma.
31 Ekim 2010 Pazar
KAYIP YÜZ
Ne aradığımı tam olarak biliyordum aslında. Sorun şu ki aradığım benden habersizdi..
Belki de sorun bu değildi..Sorun doğru an'dı..O doğru an hep uzaktı ...Doğru an, geniş bir zamanın koynuna astığı anahtardı..Alamıyorduk, çalamıyorduk..
Ve sabır dağını dolanmak gerekiyordu zümrüd ü ankayı görebilmek için.Yolda kalabilirdin, donabilirdin, ölebilirdin..Fark etmezdi..Anka bihaberdi olan bitenden..
Sihirli değneğini omzuma dokundurmaya üşenen periden hesap sormalıydım ya da..Tüm suç onun da olabilirdi. Bu hikaye çetrefildi.. Bu hikaye yarımdı.. Hikayenin kahramanı ne zaman yüzünü dönecek olsa ben uykumdan uyanırdım.. O yüzü hiç göremedim...
23 Ekim 2010 Cumartesi
dediler..dedim.
zaman dediler...
sabır dediler...
bekledim.
bilir misin bekleme halini?
hep gitmeyi ama hiç varamamayı,
anda asılı kalmayı
gururundan sus pus olmayı,
içinde bir dünya saklamayı
ve o dünyadan kimseyi haberdar etmemenin
ne demek olduğunu
bilir misin?
zaman dediler...
sabır dediler...
geçer dediler...
inandım.
bekledim..
elimden hiçbir şey gelmedi
bu ne demek bilir misin?
19 Ağustos 2010 Perşembe
MESAFE
En yakınım olmayacaksan
Yaklaşma daha fazla!
Mesafe bırak gözlerinde
Birisi incinmesin.
12 Haziran 2010 Cumartesi
Zamandan oyuncak yapmak..
Yağmurlu bir günde (yahut güneşli fark etmez.. O günü sevmen yeterli)..Kendin için bir zaman yarat..Sevdiğin içeceğin olsun yanında, sevdiğin yiyeceklerin..Kahven, çikolatan...
Sevdiğin bir yüzü düşün.. Sevdiğin bir şarkı çal müziksetinde. Sevdiğin her şeyi çağır hayaline. O'na söyle O da gelsin..O'na ilk aşık olduğun anı çerçeveletip sana hediye eder haliyle..Yüzündeki o en güzel gülümsemesiyle..O da gelsin..
Birileri anı yaşamak derler buna.. Sen de katıl..ellerimizle şekillendirdiğimiz legolardan sonra, ellerimizle şekillendirdiğimiz vakitlerimiz olsun bunlar..Telaşsız..Keşkesiz..İyi kisiz vakitler...Yapın olsun yaa. Yapın olsun..
14 Mart 2010 Pazar
SELÇUK ERDEM

"Bana bilmediğim şeyler söyle dostum. Yeni, yepyeni şeyler. Şaşırt beni!" =)
9 Mart 2010 Salı
YALNIZLIK VAK'ASI
Korkarsa insan yalnızlığından, yaşam çokça buruktur.
Ve ondan korktukça büyür bu meret..
Köpeklerin korkunun kokusunu almaları gibi, yalnızlık da alır kokuyu. Korkana musallat olur..
Etrafımıza dikkatli bir nazarla baktığımızda en yalnızların, yalnızlıktan korkan babayiğitler olduğunu görürüz.
Sorsanız mangalda kül bırakmayacak bu insan profilinin en genel özelliği: Israrla yalnızlığın kendi tercihleri olduğunu söylemeleridir. Sözde bir dik duruştur onlarınki. Sözde yalnızlıklarıyla yaşamaya alışkın, özgüvenli kişiliklerdir bunlar.
Yalnızlığın bir tercihten ziyade, bir vak'a olduğunu unuturlar çoğu zaman.
Başa gelince çekilen, ancak bir an evvel bitmesi için dua edilen bir vak'a!
Esasında bu egosu yüksek güruh, yalnız bırakılma korkusundan hayatlarına kimseyi dahil etmeyenlerdir. Ve kendilerini yalnızlığa mahkum etmektedirler. "Sırf birileri onları terk etmesin" diye... Hadise bundan ibarettir. Gerisi hikayedir.
7 Mart 2010 Pazar
İSTEDİĞİNİZ SORUDAN BAŞLAYABİLİRSİNİZ !!!
“Aşağıdaki boşlukları uygun sözcüklerle doldurunuz”
Keşke hayatın sistematiği de bu sınav tipine uygunluk gösterseydi.
Keşke biz de hayatımızdaki boşlukları tıpkı örnekteki gibi “uygun kelimelerle” doldurabilseydik.
Ve verdiğimiz her doğru cevap için skor hanemize bir halka daha ekleseydik.
Keşke tüm doğru cevapların toplamıyla "kazandınız" belgesi gelseydi posta kutumuza.
Yahut a’yı, b’yi, c’yi eleseydik ve diyebilseydik ki, tek seçeneğimiz d’dir.
D doğru cevaptır. Keşke hayattaki sorularımız da böyle cevaplanabilseydi. O zaman “kuşkusuz”olurdu cevaplar.İkilemler olmazdı. İkilem olursa soru iptal olurdu zaten. Kafamız da rahat olurdu, gönlümüz de.
Oysa kandırıyorlar bizi kandırıyorlar!!!
Sınavdaki boşlukları doldurunca, hayattaki boşluklarınızı dolduramıyorsunuz, boşluk hanesine yazdığınız hiçbir kelime doğru sayılmıyor gerçek hayatta. Yazıp yazıp siliyorsunuz cevabınızı.. Bıkmadan usanmadan doğruyu arıyorsunuz. Döngünüz devam ediyor.
Hele doğru şıkkı asla tercih edemiyorsunuz. Tüm cevaplar olabilirlik sınırları içinde. A da b de, c de, d de hepsi doğru. Hangi cevabı verirseniz soru ona göre şekilleniyor. Hayat sınavının tüm kuralları bize öğretilenlerden farklı.
Bu sınava hazırlanırken, özel hocalar tutamıyorsunuz, dershanelere gidemiyorsunuz yahut devlet başınıza maaşlı hocalar tayin etmiyor. Bu sınavda tek sorumlu sizsiniz.
Ve sınavınızın süresi dakikalarla sınırlandırılmıyor. Birileri çıkıp hayatımızı 180 dakika ile belirliyorlar derse inanmayınız. Kandırmasınlar sizi. Sizin sınavınızın dakikası falan yok. Son nefesinize kadar salise salise sınav oluyorsunuz. Unutuyoruz biz bunu. Unutturuluyor yahut bilerek, isteyerek.
Giderek robotlaşıyoruz. Ve tek endişemiz kağıtlarda yazılı soruları cevaplayamamak oluyor. Keşke keşke her şey bu kadar basit olsaydı. Keşke tabi tutulduğumuz sınavların en ağırı bunlar olsaydı.
Girerdik, yapardık, çıkardık…
28 Şubat 2010 Pazar
26 Şubat 2010 Cuma
GİDİŞ
Senin gözlerin benim gerçeğim
(sendeki telaşa onlarla inandım)
bakmıyor bana,benden uzakta
Aramızdaki mesafede gerilen
bir teli inletiyorum seninle
sesi ben duyuyorum tek,
birşey duyduğu yok kimsenin
benden başka.
Bir hülyanın hatırasında
kasıp kavuruyorum kendimi
diyorlar ki, hayat yalandır,
aşk da.
Nasıl inanırım,o;
olmak istemiş de olmamış
bir yarım nefes gibi şuramda.
Sana dokunamayacak kadar
ürkek kalmış olduğum bu mesafeden
dön/erken sen
önce ayaklarının gerçekliğine inandır beni,
İnanmak istesem de
senin gidişin yalandır bende.
(Birhan Keskin)
21 Şubat 2010 Pazar
HAŞMETLİ SUAL
Modern hayat ve hikmet yan yana gelebilir mi?
İç içe geçebilir mi?
Mümkün mü bu?
Yoksa hiç umut yok mu?
Esas mesele budur.
Meselem...
(Haşmet Babaoğlu)
18 Şubat 2010 Perşembe
GÜNAH ÇIKARMA
Kalmak, zamanın bir köşesinde öyle asılı
Ve aynı zamanın diğer köşesinde hiç durmadan sonsuza uzanmak
Korkular büyütmek ellerinle arka bahçede
Ve kafası dumanlı cengâver olup, başına dikilmek o bahçenin
Kahkahalarla gözyaşlarını aynı cepte saklamak
Yalnız unutmayı hayal ederken
Çırpınmak deli deli, unutulmamak uğruna
Siyaha gizlemek ruhunu
Gökkuşağı kollarındayken
Gidememek
Duramamak
Susamamak
Konuşamamak
Olmak
Olamamak
Araf...
İşte işte
İşte durum
Bu.
13 Şubat 2010 Cumartesi
ÇOCUKLUK TORTUSU
Sokakta yakalamaç oynadığımız günlerden mi yadigar
Bu kaçıp kovalamaca?
O zamanın sevinç kahkalarından artakalanlar mı
Bu gözyaşları?
Ve sen hep benden büyük olduğun için mi
Gözümde büyük kaldın?
GÖZÜN GÖRMEDİĞİ "YOK" DEĞİLDİR
Severim seni.
Senle/ sensiz hiç fark etmez.
Sadece severim.
..
Severim seni.
Zamanın en geniş haliyle severim.
Dün/ bugün/ yarın ...
..
Severim seni
Kuşatmak için dört bir yanını
Tariflere, kalıplara sığmayan seni
Varlığın tüm halleriyle severim.
12 Şubat 2010 Cuma
11 Şubat 2010 Perşembe
BU BİR SIRDIR!
“Muhabbet sonlanmaz, sırlanır.” dediler. Dediler de ne iyi ettiler. Derdim dillendi sanki. Meğer buymuş anlatamadığım.
Sen şimdi yoksun ya. Hani hiç olmayacaksın ya bir daha. Yokluğun, “yok” olduğun manasına gelmiyor. İşte bu da sırra dâhil.
Sırladık sevgili, sırladık. Göz görmese de, tek bir söz söylenmese de sır var oldukça, “biz”de varız!!!
4 Şubat 2010 Perşembe
KANAMALAR
size,
bu odanın alacakaranlığından,
okyanusundan, beni boğan dalgalarından,
tenimde kalan tuzundan ve
yastıklarda kuruyan gözyaşından
hiç bahsetmedim.
size,
nasılsın diyerek başlayan telefonlarınıza
(garip, tuhaf aslında)
beyaz bembeyaz tabiatımla
'iyiyim' diyorum.
yani aslında korkuyorum
bütün bunlar kıyamet
bütün bunlar cinnet
bütün bunlar cinayet demeye
bir daha düzeltilemeyecek sözler
söylemeye korkuyorum.
telefonla birlikte ışığı da kapatıp
bol şanslar deyişiniz, şanslar deyişiniz, deyişiniz
çınlarken içimde,
bunun beni ne kadar kırdığından
hiç bahsetmedim.
bahsetmediğim çok şey var daha
yaz çiçekleri, cam çiçekleri ölüyor
akşamın altını, gümüşe dönüyor
bunlar da önemli elbette
en az,
bana ihaneti öğrettiğiniz
bana kanatlarımı bıraktırdığınız kadar.
(Birhan Keskin)
30 Ocak 2010 Cumartesi
28 Ocak 2010 Perşembe
SEN
...
En güzel günlerimin
Üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
Biri o,
Biri ötekisi.
Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi.
Sana gelince...
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün...
Ne ben sana kızarım
Ne de zatın zahmet edip bana küssün..
Artık seninle biz,
Düşman bile değiliz..
(Nazım Hikmet)
SAHNE BİZİM

rolleri büründük
iki kişilik dev kadroda
yakını oynar olduk
uzaklar yerleşmişken gözlerimize
sahte ışıklarla donattık bakışları
bakan kaybolduğumuzu anlamasın diye
yalanlar konuştuk
adam boyu yalanlar boyumuzu aşan yalanlar
ve replikler söyledik içinde duygu olmayan
çoğu zaman sessizlik suflördü
ruhlar isyanda bedenler donuktu
dokunsam belki kanın sıcaktı
yapamadım...
24 Ocak 2010 Pazar
SINIR BOYLARI

Ademoğulları arasına bir sınır çekmek istesek, bir kıyıda "gelişime razı olanlar", diğer kıyıda "gelişime karşı olanlar" kalacaktır.
Gelişime razı olanlar yani rıza gösterenler, daima kendi gelişimlerini merkeze alırlar. Kendileri merkezde; hayat ise bu merkezin etrafında konuşlanır. Onlar, dıştaki halkadan ne kaparlarsa merkeze doğru çekerler. Özde büyüme arayışındadırlar.
...
Gelişime razı olan bu güruhu, sakın ola yalnız eğitim almış tahsilliler, okullular olarak düşünmeyiniz. Bilakis okullular, daha ziyade gelişime karşı olan güruha dahildir, zira egoları ile başları dardadır.
Gelişime razı olanlar en büyük kavgaları kendileri ile yaparlar. Egolarını dize getirmek için sürekli savaş meydanındadırlar. Karşıdan bakan, çoğu zaman sağlıklı bulmaz onları. Çünkü onlar, düz giden tekere çomak sokanlardır; haybeye soru soranlardır; kimi zaman kalabalıklar içinde dünyadan soyutlananlardır.
Zihinleri meşguldür bu adamların. İşleri rast gitmeyince etrafa bok atmak yerine aynaya koşarlar, kendilerine dönerler, kendilerini sarsarlar. Onlar, tek suçlunun yalnız kendileri olduğunu bilirler. Başarı da onlarındır, başarısızlık da. Her ikisini de aynı samimiyetle sahiplenirler.
Bir de gelişime karşı olanlar vardır ki, bunlar da eşref-i mahlûkatın şerefinden pek nasiplenememiş garibanlardır. Bunların hayat anlayışında, merkezde başkaları vardır. Hayatlarını başkalarına göre yaşarlar. Kim dedi? Ne dedi? Sorup soracabilecekleri en üst düzey soru cümlecikleridir. Neden ve Nasıl'larla daha tanışmamışlardır. Bu soruları ömürlerinin geri kalan kısımlarında da soramayacaklardır . Çünkü seçimlerini zekalarını kullanmamaktan yana yaparlar. Gelişime karşı gruptakiler, hayatlarını aktif değil, pasif olarak yaşarlar. Etken değil, edilgendirler. Kendi seçimlerinden sorumlu değilmiş gibi bir tavır takınırlar. Hep onları üzerler, hep onlara haksızlık yaparlar, bu zavallılar hep kurbandır. Hal böyle olunca da gelişim yolları kapalıdır bu arkadaşlara. Ama bunu onlara söylemeyin. Kabul etmezler, bahaneler üretirler. Sağlamdır da bahaneleri. İnanırsınız. İnandırırlar. Oysa gelişim yolundan gitmeyi hiç "talep etmemiş"lerdir. Bilmezler...
23 Ocak 2010 Cumartesi
14 Ocak 2010 Perşembe
SORA SORA BAĞDAT
Sevmek, nasıl açıklanır? Bazı şeylere insan, niye daha yakındır? Gönül, neye göre meyl eder? Bir taraf seçilirken, o taraf neye göre seçilir? Bir sevda niye bir yüreğe düşer? Niye binlerce, milyonlarca insan arasından "o" seçilir? Akıl, sahiden o kadar akıllı mıdır? Yoksa bu işin içinde bir bit yeniği mi vardır? Akıl-gönül çıkmazı Araf ise hangisi cennet, hangisi cehennem vaat eder? Doğru tek midir? Kişiye göre değişir mi? Cihanşümûl olanı mevcut mudur? Varoluş, neden bu kadar sancılı bir süreçtir? Soru sorabilmek, cevap almayı gerektirir mi? İnsan sadece soru sorabiliyor diye akıllı sayılabilir mi? Soranlarla sormayanlar arasındaki fark nereden gelir? Gönle düşen merak, niye o gönlü mesken edinmiştir? Neden Ali değil? Neden Ayşe değil? Yoksa soru sahibinden önce de orada mıdır? Sahip, yoksa hayal midir? Salt soru mu gerçektir? Göz görmeyince gönülden ırak olunur mu? Yoksa ırak sadece Irak mıdır? Yeni bir yıla girmişken adamın kafası, kimyası neden bu kadar bozuk olur? Kafa karışması, iyi bir şey midir? Yoksa karışıklık, rahatsız bir ruhun doğal yansıması mıdır?
Unut gitsin !
21.12.2009
Bu gece, "en uzun gece".
Bu gece, zifirî öteler.
Sakın kimse nefes almasın.
Hava, ciğerleri parçalayacak kadar "keskin" bu gece.
Bu gece, gökler siyaha emanet.
Bu gece, sevgililer yasta ve güneşe hasret.
Bu gece, en uzun gece.
Gecemde sen.
Haydi ! Geçsin bakalım vakit.
Gün konsun bakalım yürekliyse pencereme.
...
"Yarın" gerek bana anlıyor musun?
Yarınlar gerek.
İçinde sen /ben/biz olan yarınlar...
Bu en uzun gecede,
En uzun duamızı yapalım.
Yalvaralım, yakaralım.
Arz sarsılsın.
Yağmurlar, fırtınalar, kasırgalar olsun dört bir yanda.
Tabiat galeyanda, biz huzurda olalım.
Tüm renkleri bürünelim,
Karanlığa nispet.
Ve tüm kırgınlıkları, kızgınlıkları, gözyaşlarını
En uzun geceye emanet edelim.
Gidelim.
Sadece gidelim.
MAVAL OKUMA
Seviyorum çünkü ... olmaz !
Sadece sevilir.
Çünkü'ler hesap-kitap işidir.
Teferruattır.
9 Ocak 2010 Cumartesi
7 Ocak 2010 Perşembe
SON PİŞMANLIK
Bu oyun, en sevmediğim çocukluk oyunum oldu.
Bilseydim en baştan mızıkçıklık yapar, girmezdim



