Aşka dair ne varsa
Aşkla özledim…
25 Eylül 2009 Cuma
FORA
Söz sana, sözler sana, kaçmak yok artık.
Kızmak, küsmek, vazgeçmek yok..
Büyük beden saçmalamalardan uzakta,
Büyük yaşamların, büyük sevdası için yelkenler fora!
19 Eylül 2009 Cumartesi
Lâ Tahzen
Üzülme!
Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir.
Üzülme!
Yüzün yerde geziyorsan, ellerin boynuna sarılı ise, içini ısıtacak haberlerin mürekkebi damlıyor olmalı ömrünün defterine. Kar yağıyorsa güvendiğin dağlara, yarının ovalarında rengârenk çiçeklerin olacak demektir. Hırçın fırtınalar sarsıyorsa sevinçlerinin zirvesini, rüzgârlar dövüyorsa umudunun yamaçlarını, bir yüce dağsın sen demek ki, az bekle, eteğinden serin pınarlar akmaya başlayacak demek ki...
Üzülme!
Üzülüyorsan, şımaramazsın. Kibrin kirli tuzağına düşemezsin. Kendini beğenmişliğin çamuruna dolaşmaz ayakların. Uzak geçersin isyanlı yollardan. Heveslerinin ardı sıra düşüp nisyan uçurumlarının başına sürüklenmezsin. Seni Biri yakınlığına çağırıyor demek ki... Gözden çıkarmamış olmalı seni.
Üzülme!
Üzülüyorsan, bir kutlu teselli kapısının önünde bekletiliyorsun demektir. Gözlerini kaldır vefasız dünyanın eşiğinden. Gönlünün elinden çıkar sebeplerin boş avuntularını. Umudunu kes sahte doymalardan. Yüreğini küstür coşkulardan. Kapı açıldı açılıyor demektir.
Üzülme!
Üzülüyorsan, kaybedeceğin bir şeyler var demek ki... Kaybedeceği bir şeyi olanlar çoktan kazanmışlardır. Eline geçmeyenleri saymakla tüketme nefesini, elindekileri saymaya başla. Hepsini saysan bile, nefesini saymaya nefesin yetmeyecek demektir. Bak işte zenginsin.
Üzülme!
Seni bir "İşiten" var. Seni senin kendini bile sevmenden önce O sevdi seni. Senin kendini bile bilmediğin unutuş kuyularından çekip çıkardı seni. Çektiğin acılara habire meşgul çalan telefonlar gibi kör ve sağır değil O. Yüreğinin her yangınına O yetişiyor. Ayrılıklarına ve sıkıntılarına metal soğukluğundaki plazalar gibi umursamaz değil O. Yitirdiklerinin hepsini sana iade edeceğine söz veriyor. Sevdalarına ve özlemlerine çok seçenekli sınav kâğıtları gibi tatsız ve tuzsuz formüller sunmuyor. Seni herkesten çok anlıyor, seni senin kendini düşündüğünden çok düşünüyor. Gözyaşlarınla imzalayasın istiyor yakarışlarını. Bir ebedî çerçevenin içinde, gösterişsiz bir kullukla fotoğraflamak istiyor seni. Dağılıp giden ömür kırıntılarının arasından sıcacık bir kardelen ümidi devşiresin istiyor. Keyfinin çatlak kabuklarının arasından sonsuz teselli pınarları akıtmak istiyor.
Üzülme!
Varlığının tenine çiziktir her hüzün. Varlığından haber verir üzüntün. Hatırlar mısın, bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey bile değildin? Hiç umursanmadan çöpe atılabilecek kirli bir su iken sen, yüzüne bir tek O baktı. Kimselerin arayıp sormadığı, önemseyip adını bir kenara yazmadığı o günlerde, senin adını ilk O andı. Hatırını bildi. Seni yanına aldı. Hep yanında oldu. Sen seni unutup da başını yastığa koyduğunda bile, seni her defasında sabaha çıkardı. Sen Onu defalarca unuttun ama O seni asla unutmadı.
Üzülme!
O'nun en sevdiği kulu da yalnız kaldı. Taşlandı. Sürüldü. Yaralandı. Aç susuz kaldı. Yuvasına uzaktan gözleri yaşlar içinde baktı. Mağarada yapayalnız ve korunmasızdı. Senin gibi üzülen yol arkadaşına sonsuz müjdeler veren tebessümüyle fısıldadı: "Lâ tahzen, innAllahe meânâ."
Üzülme!
Kaldır yüzünü yerden. Omuzlarından sarsıp kendine getirmek istiyor seni Sevgili. "Rabbin sana küsmedi ki..." Gözlerinin içine içine bak sevdiklerinin. "Rabbin seni unutup yalnız bırakmadı ki..."
Senai Demirci
Sözün Özü
Lâ- Tahzen ( Üzülme) ! Kaybettiğin her şey başka bir surette geri döner!
Mevlânâ
14 Eylül 2009 Pazartesi
ELİF AÇILIMI
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne merhabamın hemen arkasından, hocamdan dinlediğim bir “elif açılımı” vardı ki zihnime kazınmıştır. Keşke bu kadar balık hafızalı olmasaydım da onun cümlelerini olduğu gibi aktarabilseydim. O hazzı paylaşabilseydik. Oysa şimdi hatırda kalan zerreciklerle yetinmek durumundayız.
Elif adını taşımak önemlidir. Zira elif, birliğin, birlemenin sembolüdür. Elif, doğruluk timsalidir. “Dosdoğru”luğu anlatılır. Eğri, elif göremezsiniz. Her şey zıddıyla varsa kesret(çokluk) bir yanadır, elif bir yana. Ve sevgili, elif gibi düzgün boyuyla arz-ı endam edince yer yerinden oynar. İncecikten yağan karlar elif elif diye tozumaya başlar. O sevgili ise elif gibi kayıtsız ve hürdür…
Bunlar edebiyatın içindeki nice elif açılımlarıdır. Elif, tarifleri bitmez. Ne söylense, hep bir eksik kalır. Elif’in kendisi anahtardır. Hangi ruhta, hangi kapıyı açacağına yalnız kendi karar verir.
…
Ve kimi zaman yazdığı bir kitabın adının ilk harfine saklanan, meşhur bir kadın olur, elif. O kadın ki, gözleri televizyon ekranına donuk donuk bakar. Sanki usul usul güler . Kızıyor mu? Öfkeleniyor mu? Şu an hangi duyguda diye merak edersiniz , o ise rengini belli etmez. Elifliğini yapar yoluna devam eder.
Gün gelir o kadın, “Aşk” diye kasar kavurur ortalığı. Aldığı onca övgüye kayıtsız kalmayı başarabilen enderlerden olur ve çok dikkat çeker. “Aşk, adamı zenginleştirir” i madden manen yaşar. 1.5 milyonluk gelir elde eder bir kadın, bir anne. Duruşuyla, tavrıyla: “Ben buradayım! Ben buyum!” der çoğu zaman. Yalnız konuşarak değil, susarak.
Mevlana’dan aldığı hamuş sıfatıyla yürüyen bu esrarengiz kadın. Hamuş olmayı ruhuna ve bedenine giydirmeyi başaranlardandır. Kelimelerin, cümlelerin çok ötesinde bir dünyaya geçtiğini tavrından, duruşundan, gözlerinden belli eden modern çağın, post modern bayanı, Aşk’ı bu kez büyük oynamıştır.
4 Eylül 2009 Cuma
KAYIP ARANIYOR !
Ve samimiyet! Aslında olmazsa olmaz olan! Sözde, fiilde, gönülde, bedende, ruhta, aşkta, dostlukta çoğu zaman kaybetsek de, hep aradığımız, arzuladığımız; özleminden ve hasretinden kurtulamadığımız, samimiyet!
Özünde, insan olmanın baş koşulunun tohumunu barındıran, samimiyet!
Dosdoğruluk, dürüstlük, adamlık ve insanlık gereği, samimiyet!
Maskesiz çıkmam abi! diyenlerden oluşan bir düzende, senin olmadığın bu kahrolası yerde her şey eksik.
Sözde medeniyetin tavan yaptığı 2000'li yıllarda kayıpsın,
Seni arıyoruz SAMİMİYET!
DOĞMALIYIZ!
Doğmak fiili, sizce de fazla kısır bırakılmadı nice zamandır? Hayatta sadece bir kere mi doğar insanoğlu? Doğum yalnız, anne karnından azadın adı mıdır?
Yunus'un "Her gün yeniden doğarız, bizden kim usanası." dediği acep ne ola ki?
Her gün doğmak, her gün yeni bir mucizeye uyanmak mıdır yoksa? Doğum, uyanış olabilir mi? Uyanış ise farkında olmak: zamanın, mekanın, yaradılışın, düzenin.
Ve tüm bu olan bitene hayran olmak...
Anlaşılan sancılı bir doğum bekliyor bizi. Fizyolojik doğumdan çok daha uzun,çok daha zor ancak, yaşanması gereken !
SORMAK (?)
Koşmak, ama nereye?
İstemek, ama neyi? Ve neden?
Olmak, ama nasıl?
Dolmak, ama neyle?
Bilmek, ama ne kadar?
Aramak, ama kimi? Ve nerede?
3 Eylül 2009 Perşembe
HADSİZ
Her şiir dediğimde,
Her kalemi oynatışımda
Gülesim geliyor,
Acizliğimde eriyorum.
Hadsiz ve yersiz bir çaba bu.
Evrenin şiiri,
Kalemin, kelimelerden hür kelamları
Aklımın sınırlarına dinamit koyuyor.
Mayınlı arazilerde seyir ederek
Yol arıyorum...
