Bazı dersler verir hayat, olur olmadık yerlerde. Ve genelde almasını, yorumlamasını bilenlere; yalnız elindeki gazeteyi değil, hayatı okumayı seçenlere armağan eder, bu özel hediyeleri. Sanılanın aksine, çoğu zaman bonkördür hayat!
Hayatın bizlere sunmuş olduğu bu özel derslerin, bizden yaşça çok büyük, görmüş geçirmiş aksakallı amcalar yahut gözleri ufka dalan ve o gözlerde dünyanın sırrını taşıyormuşçasına bir eda barındıran teyzeler, tarafından verildiği sanılabilir. Elbette ki zihinlerde böyle yer ettiklerine göre bu amca ve teyzelerden hayata dair çokça bilgi edinmek mümkündür. “Gençlerin aynalarda göremediklerini, büyükler tozlu tuğlalarda görür.” Diye bir söz işitmiştim ya da okumuştum bir zamanlar. Doğrudur, inanırım gönülden. Gelgelim Kadıköy- Karaköy seferini yapan bir vapurda beş yaşındaki küçük Eren’den aldığım o koca yaşam dersini, itiraf edeyim hiçbir amcam ya da teyzem daha önce veremedi bana.
...
Hayatın bizlere sunmuş olduğu bu özel derslerin, bizden yaşça çok büyük, görmüş geçirmiş aksakallı amcalar yahut gözleri ufka dalan ve o gözlerde dünyanın sırrını taşıyormuşçasına bir eda barındıran teyzeler, tarafından verildiği sanılabilir. Elbette ki zihinlerde böyle yer ettiklerine göre bu amca ve teyzelerden hayata dair çokça bilgi edinmek mümkündür. “Gençlerin aynalarda göremediklerini, büyükler tozlu tuğlalarda görür.” Diye bir söz işitmiştim ya da okumuştum bir zamanlar. Doğrudur, inanırım gönülden. Gelgelim Kadıköy- Karaköy seferini yapan bir vapurda beş yaşındaki küçük Eren’den aldığım o koca yaşam dersini, itiraf edeyim hiçbir amcam ya da teyzem daha önce veremedi bana.
...
Eren, telefonda annesi ile görüşürken o kadar heyecanlı ve sevimliydi ki ne gözlerimi ondan alabiliyordum, ne de söylediklerini duymak için özel bir çaba harcadığımdan utanıyordum o anda. Onun mutluluğu benim mutluluğum olmuştu.
- “Anne, şu anda babamla vapurdayız, yeni fotoğraf makinesi aldık çok güzel kareler yakalıyorum”.
İlk çekiç darbesi bu cümle ile indi kafama. Beş yaşındaki Eren “kareler yakalamak”tan bahsediyordu. Kare yakalamak ile 20’li yaşlarda tanışmış biri olarak itiraf edeyim şaşkınlıktan küçük dilimi yutmak üzereydim.
- “Anne, burası o kadar güzel ki, inan sana olan kızgınlığımı bile unuttum.”
Yok artık. Bu kadarı da çok fazla. Nihayetinde beş yaşındaki bir çocuktan bahsediyoruz. Hadi kareleri yakalamak taklit vari bir cümle sayılabilir. Eren duymuş ve kullanmış olsun. Ama ‘Burası o kadar güzel ki, sana olan kızgınlığımı bile unuttum’ nasıl izah edilecek. Bunu söylediğinde babası bir kahkaha patlattı, ben dondum kaldım, telefonunun öbür ucundaki annenin halini ise düşünemiyorum bile.
Bu cümlelerde beni etkileyen neydi? Niye bu denli şaşırdım?’ı kurcaladım biraz.
Eren’in kareler yakalamaktan, yani fotoğraftan aldığı hazzı, bu kadar geç keşfetmemi teknolojik imkânların elimize geç ulaşmasına bağlıyor ve biraz kurtuluyorum vicdan azabımdan. Lâkin ondaki heyecanın yüzde birini kendimde bulamamak işte bunun, açıklaması yok. Büyümek, heyecanların kaybolması, azalması demek midir yoksa?
Burası o kadar güzel ki….ye de çokça takıldım. Zira ben, İstanbul gibi rüya bir şehirde yaşıyordum. Benimle birlikte vapurdaki onlarca insan da aynı kaderi paylaşıyordu. Oysa hiçbirimiz bu rüyanın gerçekliğiyle ilgilenmiyorduk. Mutsuz yüzlerimiz, çökük omuzlarımız, ilgisiz, alakasız, ruhsuz tutumlarımızla sabah sabah bu şehre nasıl da haksızlık ettiğimizin farkına vardım. İstanbul, Eren saolsun seni bir daha keşfettim. Kıymetlisin ve çok özelsin sen.
Bu farkındalık yitimi, sadece İstanbul’a has değildi tabi. Anın değerini bilememekten ötürüydü. O vapurda seyahat edenler, bedenen orda olup ruhen başka yerlere göçte olanlardı aslında. Bir tek Eren’in anda var olduğu düşünülerse. Neden sadece onun gülen gözlere sahip olduğunun cevabı bulunabilir. Büyükler anda var olmayı unutarak, geçmişle geleceğin bugünü işgalinden kurtulamayarak mı mutsuz oluyorlardı yoksa? Bu da bir diğer soruydu.
Ancak hepsi yalan, bir tek bu gerçek kısmına gelirsek. Özetle beni kalbimden vuran söz, ‘Sana olan kızgınlığımı bile unuttum’dur. Eren bunu söylerken gerçekten de unutmuştu kızgınlığını. Annesine belki çok kızmıştı ama uzatmamıştı işte. Hangi yetişkin, bu kadar masumane bir tavırla onu kızdıran kişiye bu cümleleri kurar ki. İncir çekirdeğini doldurmayan şeylere sözde kızarak, sonra da sözde kızgınlıkları bir onur savaşına döndürerek anı yaşamayı unutan, mutsuz olan, sözde büyükleredir tüm bu laflar. İlişkilerin bu denli içinden çıkılmaz bir hal almasını sadelikten bu kadar uzaklaşmaya bağlayın gitsin.
Ve hayat, sana gelince buralar o kadar güzel ki, inan sana olan kızgınlığımı bile unuttum. =)


0 yorum:
Yorum Gönder